İçimizdeki Şeytan İncelemesi – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanının incelemesini buradan dinleyebilirsiniz.

İçerik Özeti

Bu incelemede Sabahattin Ali’nin hareketli geçen kısa yaşamından söz edip ikinci romanı İçimizdeki Şeytan’ı inceleyeceğiz.

Sabahattin Ali, yaşadıkları ve yazdıklarıyla özenle incelenmesi gereken önemli bir isim. 41 yıllık kısacık yaşamını hayli hareketli geçiren, tartışmalara konu olmuş bir yazar. İncelemede Anı Yayıncılığın neredeyse otuz yıllık akademik yayın deneyiminden sonra kurduğu Anı Kültür’den çıkan ikinci kitap İçimizdeki Şeytan’ın derin düşün dünyasına girmeye çalışacağız.

Sabahattin Ali Kimdir?

1907’de Kırklareli’nde doğan yazar, çocukluğunu babasının işi dolayısıyla tayin olduğu Çanakkale Edremit’te geçiriyor. İlkokulu bitirince İstanbul’da yaşayan dayısının yanına gidiyor ve burada bir yıl kalıyor. Sonra Balıkesir’e dönerek öğretmen okuluna kaydını yaptırıyor.

Balıkesir’de sanata olan ilgisini keşfeden Sabahattin Ali, okuduğu süre boyunca okuldan kaçarak tiyatro ve sinemaya çokça zaman ayırıyor. Okul müdürü ve öğretmenleri bunu fark edince yazarı ailesinin yanına geri göndermekle tehdit ediyorlar. Ancak Sabahattin Ali sonradan blöf olduğunu belirttiği bir intihar girişiminde bulunarak gene aynı müdürün desteğiyle bu sefer İstanbul’a naklini aldırmayı başarıyor.

Öğretmenlik diplomasını alınca gene dayısının yanına gidiyor. Dayısı Rıfat Ali Ertüzün o sırada Ankara’da başhekim yardımcısı. Dayısının Yozgat’a başhekim olarak tayini çıkınca yeğenini de yanına almak için tanıdığı milletvekillerini de araya sokarak Sabahattin Ali’nin atamasını Yozgat’a yaptırıyor. Sabahattin Ali böylece ilk öğretmenlik yıllarını Yozgat’ta geçiriyor.

Arkadaşlarına yazdığı mektuplarda Yozgat’ta çok yalnızlık çektiğini, sıkıldığını ve İstanbul’a gitmek istediğini anlıyoruz. Dayısı Ankara’da özel bir hastane açınca bir tatilde gene dayısının yanına Ankara’ya uğrayıp Millî Eğitim Bakanlığı’nda tanıdığı kişilere dönerse alacaklıların kendisini öldüreceğini söyleyerek yetkililerin kendisini Avrupa’ya göndermesini sağladığını öğreniyoruz[1]. Almanya yılları da tam olarak böyle başlıyor.

Almanya Yılları

Türkiye Cumhuriyeti tarafından eğitim için Almanya’ya gönderilen Sabahattin Ali, Postdam’a yerleşiyor, Rus klasikleri Almanca çevirilerinden okumaya başlıyor. Bu nedenle yapıtlarında Turgenyev’in Tolstoy’un izlerine rastlamak olanaklı. Almanya’da yaşamının son yıllarına doğru ciddi sorunlar yaşayacağı Türk milliyetçileriyle de yakınlaşıyor ve dört yıl kalmak üzere gönderildiği Almanya’dan ikinci yılında dönerek Türk Ocaklarına gidiyor. Buradan çıkan dergi ve gazetelerde yazıları yayımlanıyor. O yıllar öğrenci olan Nihal Atsız’la yakınlaşıyor ve bir süre ev arkadaşlığı bile yapıyor. Ardından Nihal Atsız’ın okuduğu okulun müdürünün de etkisiyle önce Bursa’ya ilkokul öğretmeni olarak sonra da kazandığı Almanca sınavı ile Aydın ortaokuluna Almanca öğretmeni olarak atanıyor.

Sabahattin Ali'nin başka bir fotoğrafı.

Sabahattin Ali’nin başka bir fotoğrafı.

Tekrar Türkiye

İlk tutuklandığı yer Aydın. Komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle bir yıla yakın Aydın Hapishanesi’nde yatıyor. Serbest kaldıktan hemen sonra Konya’da bir okula Almanca öğretmeni olarak atanıyor ancak iki yıl sonra aynı nedenle önce Konya’ya sonra ismiyle özdeşleşen Sinop Cezaevi’ne gönderiliyor.

Sinop Cezaevi

Sinop Cezaevi (kaynak)

Bir yıl Sinop Cezaevi’nde yatıp çıktıktan sonra 1933’ün sonlarında Ankara’ya geçen yazar, Milli Eğitim’deki nüfuzlu tanıdıklarına danışıyor ancak bu insanlar da sorumluluk almaktan çekindiği için durumu bir süre belirsizliğini koruyor. Hasan Ali Yücel sanatçıyı koruyarak 1934’ün sonlarına doğru yeniden görevine dönmesini sağlıyor. Sonraki yıllarda da Atatürk’ten izin alınarak önce Ankara’da bir şube müdürlüğüne ardından da Talim Terbiyeye ataması gerçekleştiriliyor.

Sinop Cezaevinde kaldığı koğuştan bir görüntü.

Sinop Cezaevinde kaldığı koğuştan bir görüntü (kaynak)

Sabahattin Ali’nin bu hareketli yıllar boyunca iki ayrı kişiye iki ayrı evlilik teklifinde bulunduğunu ve olumlu yanıt alamadığını biliyoruz. Ancak Aliye Hanım’la evlendikten sonra Ankara’da şimdi altında kitapçı olan bir apartman dairesinde uzun yıllar mutlulukla yaşadıklarını anlıyoruz.

İçimizdeki Şeytan İncelemesi - Sabahattin Ali | Dost Kitabevinin bulundugu apartmana Cankaya Belediyesi tarafindan konulan bir bilgi notu.

Dost Kitabevi’nin bulunduğu apartmana Çankaya Belediyesi tarafından konulan bir bilgi notu.

Sabahattin Ali, ülkede solcu kesim tarafından konforlu ve lüks bir yaşam yaşadığı gerekçesiyle, sağcı kesim tarafından da komünist görüşleri olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Önceden arkadaş oldukları Nihal Atsız, onun bilinen bir komünist olduğunu; Atatürk’e ve İnönü’ye hakaret eden bir insanın devlet tarafından kollanıp önemli makamlara getirilmesinin yanlış olduğunu yüksek sesle söylüyor. Birbirleriyle davalık oluyorlar. Bu davalar görülürken ülkücü kesim gelerek Adliye’nin önünde İstiklal Marşı okuyor ve işler gittikçe siyasileşiyor.

Sabahattin Ali ve Nihal Atsız

Sabahattin Ali ve Nihal Atsız (kaynak)

Nihal Atsız, Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanındaki Nihat karakteriyle kendisini kastettiğini iddia ediyor ve romana karşı İçimizdeki Şeytanlar adında bir kitap yayımlıyor. Siyasi ortamın hayli gerilmesi Sabahattin Ali’yi kaygılandırıyor. Kaçak yollardan Bulgaristan’a geçmek için bir kişiyle anlaşıyor ve aynı kişi tarafından yolda öldürülüyor. Katili Ali Ertekin Türklüğe hakaret ettiği için yazarı milli duygularla öldürdüğünü belirtiyor.

İnternetten bu olaylar hakkında ansiklopedik bilgilere erişmek olanaklı. Gelin şimdi İncelemenin konusu olan İçimizdeki Şeytan romanına daha yakından bakalım.

İçimizdeki Şeytan Özeti

İçimizdeki Şeytan, Balıkesir’in bir kasabasından İstanbul’a okumaya gelen Macide ve gene Balıkesir’in bir kasabasından İstanbul’a okumaya gelen, aynı zamanda da bir devlet dairesinde memurluk yapan Ömer’in ilişkisi çevresinde genişliyor.

Sabahattin Ali'nin gülümserken çekilmiş bir fotoğrafı.

Sabahattin Ali’nin gülümserken çekilmiş bir fotoğrafı.

Macide, İstanbul’da teyzesinin yanında kalıyordur ancak babasının ölümüyle Balıkesir’den gelen para kesilecek teyzesinin Macide’ye karşı tavırları farklılaşacaktır. Böylece Macide evi terk edecek ve Ömer’le yaşamaya başlayacaktır.

Bu, aslında Macide’nin kalacak başka bir yeri olmamasıyla da ilgilidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin neredeyse yüz yıllık sorunudur bu. Füruzan’ın Parasız Yatılı romanında İçimizdeki Şeytan’da ve birçok dönem anlatısında da devletin yurt olanağı olmadığı için öğrencilerin özellikle kız öğrencilerin birilerinin himayesine girmeye mecbur kaldığını görürüz. Bu himaye etme durumu sezmeseler bile kadınların belleklerinin en derinlerine işlemiştir artık. Öyle ki editör Tuğba Çelik Korat’tan alıntıyla “Macide bütün olanlara rağmen Ömer’i bırakıp gidememektedir. Günümüzde olduğu gibi pek çok kadın isyan etmeyi, itiraz etmeyi geciktirir, sevgisizliğe karşı sabır göstermeyi kendine ödev bilir.”

Sabahattin Ali'nin Bulgaristan sınırındaki ölümü

Sabahattin Ali’nin Bulgaristan sınırındaki ölümü

Artık Macide’yle Ömer’in yaşamları birleşmiştir ancak Ömer, henüz kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmekten acizken birlikte yaşamanın verdiği sorumluluk altında ezilir. Macide, Ömer’in kendini aydın gören çevresinin bayağılığından tiksinir. Ömer ise hem vicdanıyla hesaplaşmasına neden olan bir zimmete para geçirme olayına karışır hem de kendini bu bayağı alemlerden koparamaz.

İçimizdeki Şeytan Konusu

Romanın önemli karakterlerinden Ömer, herkesin içinde insanı yoldan çıkarabilecek bir şeytan olduğunu ve bu şeytanın çoğunlukla parasızken harekete geçtiğini iddia etmektedir. Romanda gerçekleşen olaylar bu iddiaya okurun vereceği yanıtı beklemektedir.

İçimizdeki Şeytan İncelemesi - Sabahattin Ali | Ani Kulturden cikan Icimizdeki Seytanin kapagi.

İçimizdeki Şeytan, 1930’lu yıllarda devlet memurluğunun da tam bir fotoğrafını çekmiştir. Romana göre memurlar çoğunlukla bulundukları daireye bir tanıdık sayesinde girerler. İşlerini sevmezler ve çaresizlikten yaparlar. Uzun yıllar memurluk yapmak onları daha da cesaretsiz yapar ve yaşamları boyunca kati surette aynı düşük gelir seviyesinde kalacaklarını bilerek gündelik hesaplarla uğraşırlar.

Romanın diğer bir vurgusu ise ağızlarından vatan, millet sözcüklerini eksik etmeyen aydın denilen kişilerin itirazlarının ancak makam elde edene kadar olduğudur. Bu insanlar makam elde edince haktan, adaletten, fedakarlıktan söz etmezler.

“Ben sizi bilirim civan delikanlılar. Bütün fedakârlık hamleleriniz post kapıncaya kadar sürer!”.

İçimizdeki Şeytan Alıntıları

Kitabın geneline yayılan memurluğa ilişkin olumsuz belirlemeler öğretmenler için tam geçerli değildir. Romandaki en duyarlı karakterlerden Bedri bir öğretmendir. Sabahattin Ali, Türkiye’de öğretmenliğin gariban ama akıllı çocuklar tarafından yapılan bir meslek olduğunu sezdirmiştir. Taşraya tayin olan öğretmenleri anlatırken yaşamanın sınıfsal bir iş olduğunu hissettirmektedir.

“Mekteplerin tatil zamanı olduğu için bu kahveleri memleketin muhtelif yerlerinden İstanbul’a eğlenmeye gelen muallimler dolduruyordu. Öğleden sonra birer ikişer gelip burada diğer arkadaşlarıyla buluşan ve akşama kadar vakitlerini tavla oynamakla geçiren “bu yazlık” müşteriler, gece nereye gideceklerine dair kararlar verdikten sonra gene geldikleri gibi grup grup kalkar ve Beyoğlu’nun ucuz birahanelerinin yolunu tutarlardı. ortalık karardıktan sonra burada yalnız talebeler, bir de ders senesi esnasında tatil için para biriktirememiş olanlar kalırlardı.”

Sabahattin Ali, toplumsal eleştirilerini çoğunlukla bir aşk öyküsünün yanında, kadın erkek ilişkisine dair belirlemelerle sunuyor. İçimizdeki Şeytan’da da öğretmen Bedri’nin Macide’ye bireysel olarak ders vermesi müdür tarafından yanlış yorumlanıyor. Bu sefer iki insan da gerçekten böyle bir his olup olmadığını anlamak için kendilerini incelemeye başlıyorlar. İki insan arasındaki ilişkinin bile toplumsal bir ilişki olduğunu anlıyoruz.

“Kendi kendine bile itiraf etmek istemediği halde, onun başka kızlarla fazlaca konuşması adamakıllı canını sıkıyordu. Böyle zamanlarda, “Acaba müdür bey haklı değil miydi?” diye kendine soruyor fakat bütün bu değişmelerin müdürün o müdahalesinden sonra başladığını hatırlayarak nefsine karşı temize çıkmaya çalışıyordu.” – Sayfa 35.

Orhan Pamuk da Masumiyet Müzesinde romanın ana karakterleri aracılığıyla Türkiye’de bir erkekle bir kadının tek başına aynı odada kalmalarının eninde sonunda onlara tek bir şeyi düşündüreceğini, bir süre sonra ya odanın terk edileceğini ya da kendilerini o işi düşünürken bulacaklarını belirtir. Yapmasalar bile düşünürken… Toplum belleğimizin içini doldurur.

İçimizdeki Şeytan Genel Değerlendirme

Aslında editör Tuğba Çelik Korat’ın da önsözde sözünü ettiği üzere Roman, “…ahlaki açıdan iyi olanı seçmede insanın sorumluluğunu tartışır: İyi olanın ne olduğunu biliriz ama neden yapamayız? Kant, ahlaki açıdan iyi olanı seçme yetkinliğinin insanın içinde olduğunu söylüyor. Yani eylemlerimizin iyi mi yoksa kötü bir sonuç mu yaratacağını biliriz fakat çıkarlarımız bizim iyiyi değil de kötüyü yapmamızı işaret edebilir. Erdemli insanın çıkarlarını bir kenara koyup iyiyi seçmesi beklenir.”

Faydacılığın normalleştiği ve ideolojik olarak doğrulandığı bir yüzyılda insanca yaşamamız erdemli yaşamamıza bağlıdır. Çünkü okuduğumuz kitaplar, aldığımız payeler, edindiğimiz makamlar bunları entelektüel bir oburlukla tüketmek ya da kendi çıkarlarımız adına başkalarına pazarlamak için değildir. Bunlar yalnızca insanın deneyimini artıran onun karakterini besleyen, onu daya duyarlı kılması gereken ve ruhunu incelten eylemlerdir. Sabahattin Ali de dönemin aydınlarını Ömer karakteri üzerinden aşağıdaki biçimde eleştirmektedir:

“Hiçbiri insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu, bütün ilimlerin, bütün tecrübelerin yalnız bunu temine yaradığını anlamamıştır.” -295

Anlatı, bizi evlilik ve maddiyat ilişkisi üzerine; memurluk üzerine çokça düşündürür. Aynı zamanda kitabın editörü olan Tuğba Çelik Korat’ın Sabahattin Ali romanlarındaki memurluk olgusunu incelediği şu makaleye bakmanızı öneririm. Türkiye’de yüz yıldır memurluğa hep bir tanıdık vasıtasıyla girildiğine, akrabaların kayrıldığına bunun 657 Sayılı Devlet Memurları Kanun’u çıkana kadar çok daha kolay olduğuna ilişkin anlatılanlara tanık olmak hayli üzücüdür.

Bunların dışında İçimizdeki Şeytan, önsözde belirtildiği üzere Sabahattin Ali’nin ikinci romanı olduğundan çok fazla yabancı sözcük içeriyor. Roman tam olarak klasik dönemden çağdaş döneme geçiş özelliği taşıdığı için olayların kırılma anlarında tesadüflere çokça yer veriliyor.

Karakterlerin diyalogları çoğu yerde bir monoloğa dönüşüyor ve bu monolog kitabi cümlelerle yazıldığı için gerçekçi durmuyor. İnsan ister istemez romanın tezli bir roman olduğunu ve bunun romanın kusurlarından biri olduğunu düşünüyor.

Sabahattin Ali ve Nihal Atsız Davası

Sabahattin Ali ve Nihal Atsız Davası

Dönelim romana adını veren en temel soruya:

“İçimizde bir şeytan var mı?”

Eğer varsa bir gün gerekli koşulları bulunca mutlaka ortaya çıkar mı? Bu soruyu en sonunda şöyle yanıtlıyor Ömer:

“Halbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…” – Sayfa 298.

Romanın güvenilmez karakterlerinden Ömer, Sabahattin Ali’nin hareketli geçen yaşamında biraz da kendisiyle hesaplaştığı bir karakter gibi geliyor bana ve sonu itibariyle duyarlı ve iyi insanların elbette kazanacağına ilişkin bir umut aşılıyor bize.

“Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı; haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır.” – Sayfa 296.

Birkaç sözü de romanı yeniden ele alıp basan Anı Kültür’e ayırmak gerekir. Özellikle akademik yayın geçmişleri onlara doğru editörlerle karşılaşmak ve danışmak için doğru insanları tanımak gibi bir kolaylık sağlıyor. İki kitaptır bilimsel bilgiye dayalı ve düşünsel altyapısı oturmuş özenli basımlar ortaya koyuyorlar.

İlk basımda karşılaşılan tek tük dizgi hataları giderilir. Ancak açık yüreklilikle söylüyorum: Anı Kültür çalışmalarına hız verir ve bağımsız bir pazarlamayla ele alınırsa Türkiye’nin sayılı ve saygın bir yayımevine dönüşebilir. Buna tanık olmak da bir okur olarak beni çok mutlu eder.

İçimizdeki Şeytan’ın Basımına İlişkin Birkaç Not:

  • Kapak, hem yeteri kadar klasik hem de yeteri kadar pop ögeleriyle bezenmiş çok hoş bir kapak.
  • Editörün önsöz de de belirttiği üzere Sabahattin Ali bu romanda fazlaca yabancı sözcük kullanıyor. Genç okurlar için bu sözcüklerin anlamlarını dipnotta vermek mantıklı. Ancak bazı sayfalarda dipnot sayısı artınca bu biraz okumayı sekteye uğratabiliyor. Belki hiç bilinmediği düşünülen sözcükleri dipnotta vermek, diğerlerini de kitabın arkasında bir sözlük oluşturarak paylaşmak uygun bir seçenek olabilir.
  • Şu kâğıt pahalılığında ne kadar olanaklı bilmiyorum ama okumayı zamana bölmeyi kolaylaştırması açısından anlatı bölümlerinin yeni bir sayfada başlaması daha uygun olabilir.
  • Romanın başlarında en azından romanın diline alışana kadar karakterlerin içinden geçenleri ve karakterlerin konuşmalarını tırnak içinde vermek yerine karakterlerin içinden geçenleri eğik, konuşmalarını tırnak içinde vermek bir seçenek olabilir. Karışıklık olmaması için romandaki mektuplar da farklı bir yazı karakteri ile ele alınabilir.
  • Bir de romanın Almanca ve Fransızca çevirisi var ama İngilizcesi yok. Yurtdışındaki bir yayımeviyle anlaşılsa çağdaş Türk yazınının ilk örneklerinin dünyada tanınması çok hoş olmaz mı?

Özetle Anı Kültür’den çıkan İçimizdeki Şeytan’ı okumak, beni başlarında memurluk hakkındaki belirlemeler ve genel olarak Türkiye için çizdiği karamsar tablo ile kötü etkilese de sonu itibariyle umutlarımı yeniden yeşerten bir roman olarak belleğimdeki yerini aldı.

Bir blog yazısı daha uzun olmasın diye buraya alamadığım ancak vicdanlı bir Türk yazarının hedef gösterilmesi ve ölümüyle ilgili sürecin de beni derinden etkilediğini  belirtmek isterim. DW’nin yayımladığı,  Sabahattin Ali ve Kürk Mantolu Madonna hakkında hazırlanmış  bir içeriği de buraya bırakıyorum:

Sabahattin Ali Kitapları

Sabahattin Ali, romanlarıyla bilinmesine rağmen aslında daha çok öykü yazan bir yazar. Aşağıda önemli roman, öykü ve mektup türündeki kitaplarının listesini bulabilirsiniz.

  • Kuyucaklı Yusuf
  • İçimizdeki Şeytan
  • Kürk Mantolu Madonna
  • Değirmen
  • Sırça Köşk
  • Yeni Dünya
  • Kağnı
  • Ses
  • Canım Aliye, Ruhum Filiz
  • Ayran
  • Kırlangıçlar
  • Hanende Melek
  • Asfalt Yol
  • Hep Genç Kalacağım
  • Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
  • Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi

Yazı Yazıldıktan Üç Ay Sonra Gelen Not

Ben burada romanı tezli bir roman olmakla eleştirdim. Bazı diyaloglar da yapay hissettiriyor sanki dedim ama sonra düşündüm. Tuğba Hocayla da konuştuk. Sanatın kimi zaman politik bir görev üstlenmesi de olağan. Ayrıca Sabahattin Ali’nin yaşadığı dönemde bu romanda söylenenleri söylemek hayli güç. Sabahattin Ali bilakis zor olanı yapıyor. Belki de bilerek yapıyor. Dolayısıyla romanda vurgulanan tezleri bu incelemeyi yazdığım günkü kadar güçlü bir biçimde eleştirmiyorum.

Kaynaklar

[1] Vikipedi

Dergipark

Maiotik

Wikipedia

Mevzuat

Wikimedia

Yerelnet

Serenti

İçimizdeki Şeytan İncelemesi
  • Anlatı
  • Kurgu
  • Biçem
  • Atmofer
4.1

Kısaca Görüşüm

Sabahattin Ali’nin diğer romanları kadar başarılı olmasa da, kusurlarına rağmen Türkiye’nin bir dönemini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seren romantik ögelerle bezeli realist bir anlatı.

Yorum Yaz